|
1. SEVR DAĞI –SEVR MAĞARASI
Mekke’nin güneyinde, Harem-i Şerife yaklaşık 4 km. uzaklıkta,
500 m. yükseklikte bir dağdır. Sevgili Peygamberimiz (a.s)
Mekke’den Medine’ye hicret ederlerken en yakın dostu Hz.
Ebubekir ile beraber bu dağdaki bir mağarada üç gece
kaldıktan sonra Kızıl Deniz sahil yolunu kullanarak
Medine’ye varmışlardır..
Allah ( c.c.) mağarada kaldıkları süre zarfında hep onların
yanında olmuş, ta diplerine kadar geldikleri halde, müşriklere
onları göstermemiştir.. Bu durum Kuran-ı Kerim’de şöylece
zikredilmiştir..
“ Eğer siz o elçi’ye yardım etmezseniz, Allah ona yardım
eder. Hani o kafirler, onu Mekke’den çıkardıkları zaman sadece
iki kişiden biri iken, ikisi de mağarada bulundukları sırada
arkadaşına: “ üzülme, çünkü Allah bizim ile beraberdir, diyordu.
Allah onun yüreğine sükunet ve kuvvet indirmişti ve onu sizin
bilmediğiniz askerlerle desteklemişti..” ( tevbe : 40)
Ziyaret esnasında, birçok hacı ya da umrecimiz bu dağa
çıkmayı arzulasa da, bizler ancak güneş’siz zamanlarda ve genç
yaşta gidenlere, grup harici çıkmalarını tavsiye ediyoruz..
2.ARAFAT
Mekke’nin güney doğusuna düşer. Şehir merkezine 20 km.
uzaklıkta, 11 km² alanı kapsayan düz bir ovadır. Batı
tarafında Nemire mescidi, doğusunda ise; Rahmet tepesi
bulunmaktadır. Günahların tamamen affolunduğu yeryüzündeki tek
mekan burasıdır. İbrahim (a.s.) burada haccın nasıl
yapılacağını, Cebrail (a.s) dan öğrenmiştir. Cennetten
indikten yaklaşık 300 yıl sonra; Adem (a.s)
Havva annemizle burada buluşmuş, “ hac ARAFAT’tır..” hadisinde
beyan edilen mekan burası olmuştur. Burada beklemek; Haccın en
önemli farzlarından birisidir. Hac mevsiminde (
zilhicce’nin 9. günü ) buraya gelinir, akşam ezanına -güneş
batıncaya- kadar durulur, günahlardan arındıktan, şeytan
kudurtulduktan sonra, annelerimizden doğduğumuz gün kadar temiz
olarak Müzdelife’ ye doğru hareket edilir.
3.MÜZDELİFE
Arafat ile Mina arasındaki 12 km²lik alana Müzdelife
denmektedir. Arafat’tan ayrılan hacıların ilk uğradığı mekan
burasıdır. Akşam ve yatsı namazları burada birleştirilerek cem’i
tehir usulü ile eda edilir. Sabah namazına kadar geceyi ibadet,
dua – yakarış ve istirahat ile geçiren hacılar, sabah namazını
müteakip Müzdelife vakfesini de eda ettikten sonra
topladıkları taşlarla Mina’ya doğru hareket ederler..
4.MİNA
Bayramın birinci günü
Müzdelife’den ayrılan hacılar, Mina’ya gelerek vacip olan
şeytan taşlama eylemini gerçekleştirirler ve akabinde
seçtikleri hac nev’ine göre ya hemen ya da “ kurban kesildi ”
haberini aldıktan sonra, tıraş olarak ihramlarından çıkarlar..
Küçük – orta – büyük şeytan’lar buradadır. Bayramın
ikinci ve üçüncü günleri de buraya gelinerek taşlama eylemi
gerçekleştirilir. Geceleri bu mekanda konaklamak
sünnettir.. Burada izdihama sebep olacak bütün fiil ve
hareketlerden kaçınılması elzemdir.. Şeytana pas vermeden
buraları terk edebilene ne mutlu !..
5.AKABE ( BİAT YERİ )
Mina sınırları içinde kalan bu mekan, Sevgili Efendimiz’e (
a.s ) nübüvvet gönderildikten sonra, - hicretten önce - Medineli
müslümanlarla iki kere gizlice buluşup anlaşma yaptığı( biat/söz
aldığı) yerdir. Burada yapılan anlaşmalar neticesinde gönül
rahatlığı ile Medine’ye hicret edilebilmiş ve dünya tarihine
damgasını vuran “ümmet kardeşliği” sistemi böylece başlamıştır.
Buraya gelip ilk anlaşmayı yapanlar ve onların aileleri “ ensar”
namıyla anılmaya başlamışlar ve bu durum onların şimdiki
torunları olan Medineliler için de etkisini sürdüren bir onur ve
asalet payesi olmuştur..
6.HİRA MAĞARASI–NUR DAĞI
300 m. yüksekliğinde, kütle kayalardan oluşan, Beytullah’a 5
km. uzaklıkta olan bir dağdır. Nur’un indiği yer manasına bu
ismi almıştır. Peygamberlik gelmeden önce; yüce Nebi
(a.s), özellikle - ramazan ayında - bu dağda bulunan Hira
mağarasına çıkar, uzlete çekilirdi. Alak suresi diye bildiğimiz
surenin “ oku !..” diye başlayan ilk ayetleri, Sevgili
Peygamberimiz ( a.s ) bu mağarada iken nazil olmuştur. Ziyaret
esnasında, birçok hacı ya da umrecimiz bu dağa çıkmayı
arzulasa da, bizler ancak güneş’siz zamanlarda ve genç yaşta
olanlara, sadece grup harici oldukları zaman tavsiye
ediyoruz..
7.CENNET’ÜL MUALLA
Sevgililer Sevgilisi’nin ( a.s ) tek GÜL’ ü bu kabristanı
şereflendirmektedir. Annemiz Hz Hatice (r.a.).. Peygamber
Efendimiz’in ( a.s) dedesi Abdulmuttalip, koruyucu amcası Ebu
Talip, oğulları Kasım ve Abdullah da burada yatan diğer
yakınlarıdır.. Ayrıca bir çok sahabe, islam büyüğü alimler ve
uzaktan yakından dünyanın bir tarafından gelen kutlulanmış
Müslümanlar da burada yatmaktadırlar.. Yürüyerek gidilip ziyaret
edilebilecek bir mesafede bulunan bu kabristan; Cennet’ül
Baki’den sonra derece bakımından ikinci sırada gelir..
Kapalı çarşı istikameti takip edilerek ulaşılır.. 1,5 km kadar
bir uzaklığa sahiptir..
8. CİN MESCİDİ
Taif seferinden dönerken yolda istirahat edilen Nahle
Vadisi’nde dinledikleri Kur’an ayetlerinden etkilenerek müslüman
olan cinlerden bir grup, daha sonra Cennet’ül Mualla
yakınlarındaki bu mekanda Sevgili Peygamberimizden (a.s.) vaaz
dinlemişler ve bu hadisenin hatırasına buraya yapılan mescit;
Cin Mescidi ismiyle anıla gelmiştir.... Cennet’ül Mualla
yolu üzerindedir.. Yürüyerek ziyaret edilebilir uzaklıktadır..
9. SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN (A.S) DOĞDUĞU YER
Şu anda Mekke Kütüphanesi olarak kullanılan mekan,
ziyaretçilere açık değildir. Aziz Peygamberimiz ( a.s ) miladi
20 Nisan 571 yılında,( 12 Rebiulevvel- pazartesi günü) bu
yapının yerinde bulunan evde dünyayı şereflendirmiştir..
Medine’ye hicret edinceye kadar burada hayatını sürdürmüş, Nur
dağında aldığı kutlu emanet’in ilk heyecanını, annemiz
Hz.Hatice’nin kollarında bu evde atmaya çalışmış, Müddessir
suresinin “ ey örtüsüne bürünüp yatan!..” ayeti nazil olduğunda
bu evin odasında yatıp bürünmüş, hüzün yılında eşini kaybedince
bu evin çatısı başına çöker gibi olmuş, hicret edip gideceği
gece yeğeni Hz. Ali bu evde O’nun nurlandırdığı yatakta yatmış,
islamın nuru bütün dünyaya buradan yayılmaya başlamıştır..
Haremi Şerif’in Babu’s selam tarafından çıkılınca
karşımızda görebileceğimiz bir mesafededir..
10- HUDEYBİYE
Hicretten sonra başta sevgili Peygamberimiz (a.s) olmak üzere
Ensar ve Muhacirler Kabe’ye varıp yüz sürmek, Allah’a olan
yakınlıklarını bir daha yenilemek için Mekke’ye gitmeyi arzu
ettiler. Ancak müşrikler memleketlerinden kovdukları
müslümanların Mekke’ye ziyaret için bile olsa girmelerine asla
müsaade etmeyerek bu duruma şiddetle karşı çıktılar. Gayeleri
Müslümanlara müsaade ederek insanların önünde küçük düşmemekti.
13 Mart 628 tarihinde Medine’den yola çıkan müslümanlar
Hudeybiye’ye gelince bir işaret olarak yüce Peygamberimizin
(a.s) devesi yere çöktü ve ne yapıldıysa hareket etmedi.
Müşrikler müslümanları Mekke’ye sokmamakta kararlı idiler.
Peygamber Efendimiz de (a.s) dönmemekte kararlı idi. Sonunda
Hudeybiye Anlaşması olarak bilinen anlaşma imza edildi. Buna
göre; 1-Müslümanlarla müşrikler on yıl süreyle savaşmayacaklar,
birbirlerine saldırmayacaklardı 2- Müslümanlar bu yıl Kabe'yi
ziyaretten vazgeçerek geri dönecekler, ancak gelecek yıl umre
yapacaklar, müşriklerin boşaltacağı Mekke'de üç gün kalacaklar
ve yanlarında yolcu kılıçlarından başka silah taşımayacaklardı
3- Mekke'den birisi müslüman olarak Medine'ye sığındığı zaman
iade edilecek; fakat Medine'den Mekke'ye sığınanlar iade
edilmeyecekti 4- Arap kabileleri istedikleri tarafla anlaşma
yapmakta serbest olacaklardı. Hudeybiye anlaşmasının bütün
şartları görünüşte müslümanların aleyhine idi. Bu nedenle
müslümanlar büyük bir hayal kırıklığına uğradılar.
Yenilgi gibi algılanan bu anlaşma neticesinde Allah Mekke’nin
ve Hayber’in fethedileceği müjdesini Fetih suresi ile bildirdi.
Anlaşma akabinde yaşanan iki yıl içinde 19 yılda ulaşılan
müslüman sayısının iki misline varıldı. Anlaşma gereği
müşriklere iade edilen Ebu Cendel ve arkadaşlarının
gerçekleştirdiği hadiseler üzerine iki yıl sonunda müşrikler
kendileri gelerek anlaşmanın fesih edilmesini istediler. Bu
anlaşma Uhut’ta, Bedir’de, Hendek’te yok edilmeye
çalışılan Medine İslam Devleti’nin müşrikler tarafından ilk defa
resmi olarak tanınması manasına da geliyordu ve müslümanlar için
aslında büyük bir başarıydı.
Buraya ekstradan yapılacak düşük maliyetli ziyaret esnasında
ihrama girilerek yeni bir nafile umre yapılabilir. Burada çiğ
olarak içilecek deve sütünün bünyeye zararı tespit edilmemiştir.
11- CİDDE
Ülkenin ana giriş kapısı olan bu şehir, sahil şehri olma
özelliği ile klasik bir görüntü arz etse de deniz içindeki
camisi, Hz.Havva annemizin kabrinin bulunması, kısas yapılan
camii ve çok büyük ticaret merkezlerinin varlığı ile görülmeye
değer bir konuma sahiptir.
Günübirlik yapılabilecek düşük maliyetli ekstra bir gezi ile
hem hoş bir gün geçirmiş hem de Hz.Havva annemizin kabri başında
dua edip onun aziz ruhuna bir fatiha bağışlamış oluruz.
|